| ||||||
| Felsefe Felsefi Konuların tartışıldığı - paylaşıldığı bölümümüz. |
![]() |
| | Seçenekler | Stil |
| | #1 | |
| Özel Üye
Üyelik Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 5.660
Tecrübe Puanı: 234 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | FELSEFE TARİHİ Günlük yaşamımız bizi uğraştıran,meşgul eden şeylerle dolu olsa da arada sırada geri çekilip bütün bunların ne anlama geldiğini düşünürken buluruz kendimizi. Bu sorgulama her yönde olabilir.Burada ise felsefe kendini gösterir.Felsefe doğru kabul ettiğimiz şeylerin temellerinin sorgulanmasıdır.Yani en temeldekileri akıl yoluyla anlama arayışıdır. Sokrates Öncesi İlk filozoflar büyük bir kopuşu gerçekleştirdiler.Çünkü dine,geleneğe başvurmadan dünyayı anlamaya çalıştılar.Bu tümüyle yeni bir şeydi ve insanın gelişmesi için önemliydi. Bu tarz filozoflar M.Ö 6. yüzyılda ortaya çıktı. Thales: Thales bu filozofların ilki olarak kabul edildi. Büyük bir matematikçiydi. M.Ö 585'te meydana gelen güneş tutulmasını önceden haber verdiğine inanılır En çok "Dünya neden yapıldı?" sorusuna cevap aradı. Maddi dünyanın tek bir ögeye indirilebileceğini farketti ve bunun su olduğunu düşündü. Anaksimandros: Thales'in öğrencisiydi. Yeri tutan birşeyin olmadığına inandı.Boşlukta asılı durduğunu düşündü ve yerin düz olduğunu savundu. Anaksimenes: Anaksimandros'un öğrencisiydi. Ona karşı çıktı ve yerin havanın üzerinde yüzdüğünü söyledi. Herakleitos: Bugün bile anılan deyişleri vardır. "Görünenden güçlüdür görünmeyen bağlantı." "Aynı ırmağa iki kez girilmez." "Zordur tutkularla savaşmak.Ruhla ödenir." "Çelişki kaldırılırsa gerçeklik yok olur." İnsanın karakterinin onun yazgısı olduğuna inandı. Bunun dışında karşıtların birliğini savundu. Ona göre tepeye çıkan yolla tepeden inen yol farklı iki yol değildi.İkisi de aynı yoldu(Birdi.) "Herşey akar" düşüncesi ise hala adıyla anılmaktadır. Pythagoras(Pisagor): Matematikle uğraşmıştır.Günümüzde adını verdiği "Pisagor teoremi" ile anılmaktadır. Ruhun ölümsüz olduğunu ve başka canlı şeylere dönüştüğünü düşündü. Ksenophenes: Düşüncelerimizin daima bizim düşüncelerimiz olarak kaldığını savundu.Kesin hakikate gelince onu bilen yoktu. Parmenides: Ksenophenes'in öğrencisiydi.Sokrates ile bağımızı sağlayan kişidir. Düşündükleri: Her şeyin(var olanın) her zaman varolmuş olması gerekir.Aynı nedenle birşeyin hiç haline gelmesi(yok olması) olanaksızdır. Herşey "bir"dir.Görünüşteki değişim kapalı ve değişmeyen bir sistem içinde ortaya çıkar. Empedokles: Demokrasiden yana olan siyasi bir önderdi. Herşeyin değişmez olan dört farklı ögeden oluştuğunu öne sürdü.Bunlar toprak,su hava ve ateşti. Dört öge öğretisi daha sonra Aristoteles tarafından devralındı ve Rönesans'a kadar batı düşüncesinde önemli rol oynadı. Herkesin sadece kendi deneyimlerine inandığını söyledi. Tanrı olduğu için var olduğunu düşünüyordu. Tanrı olduğunun kanıtlanması istendiğinde Etna Yanardağı'na atlayarak öldü. ---------------------------------------------------- ATOMCULAR: Başta iki kişi kastedilir.Bunlar "Leukippos" ve "Demokritos"tur. Leukippos: Düşündükleri: Herşey görülemeyecek, hatta daha fazla bölünemeyecek kadar küçük atomlardan meydana gelir. Atomlar yaratılmamıştır ve yok edilemez,evrendeki bütün değişme;ya atomların oluşumlarının ya da yerlerinin değişmesinden meydana gelir. ("Atom" sözcüğü "ufalanamayacak" anlamına gelen Yunanca sözcüklerden türetilmiştir.) Demokritos: Düşündükleri: Bir başka temel öğretisine göre evren Parmenides'in dediği gibi süreklilik değildir,ayrı varlıklardan meydana gelir. SOFİSTLER: Meslekten öğretmen olan sofistler,Sokrates'ten hemen önce boy gösterdiler. Öğrencilerine kişisel kanaatları ne olursa olsun bir durumdan en fazla nasıl yararlanacağını öğrettiler. Düşünsel açıdan horlayanlar oldu. Bu yüzden "Sofist" sözcüğü günümüze kadar ulaşan küçültücü bir yan anlam kazandı. İlk ve en bilinen Sofist Protagoras'tır. Bunların dışında felsefeyi Atina'ya getiren Anaksagoras ve "İnsan her şeyin ölçüsüdür" diyen Protagoras vardır. Geriye çekilip bütün bu filozoflara bir bütün olarak bakarsak çok belirgin ortak özellikleri olduğunu görürüz. Öncelikle temel kaygı insan doğasından çok çevremizdeki dünyanın doğasını kavramaktı. Bundan sonra gelecek olan Sokrates ise insan doğasıyla ilgilendi. Bu yüzden felsefe tarihi Sokrates öncesi ve sonrası olmak üzere ayrılır. ================================================== = Sokrates Sokrates: Doğuştan Atinalı ilk büyük filozoftur. Gençken bugün "Sokrates öncesi filozoflar" olarak anılan dönemin filozoflarının eserlerini okudu. Ona göre bu filozofların zayıf yanlarını oluşturan iki şey vardı. --Birbirleriyle olan anlaşmazlıkları. --Kuramları doğru bile olsa günlük yaşamımızda etkili olamayacağı. Bilmemiz gereken yaşamımızı nasıl sürdüreceğimizdi. Usta bir sorgucuydu. "İyi nedir?","Doğru nedir?","Adalet nedir?" sorularına cevap aradı. Bunları bildiğini düşünmüyordu fakat bilen birine de rastlamadı. Atina'yı dolaşmaya ve kendisini dinleyen herkese ahlak ve siyasetle ilgili sorular sormaya başladı. Ortaya attığı sorular ilgi uyandırdı ve gittiği heryerde insanlar çevresini sardı. İzlediği yol ise hep aynıydı. Yaşamımızda temel öneme sahip bir kavramı ele alır ve sorardı. Yanıtı bildiğini düşünen birine meydan okur,konuyla ilgili bir takım sorular sorarak yanıtı sorgudan geçirirdi. Bu sorgulamalarda ilk yanıt hep kusurlu çıktı. Böylelikle bildiğini düşünen insanın aslında bilmediğini ortaya çıkardı. Sorular ve yanıtlarla hakikatı arama yöntemini felsefenin merkezine yerleştirdi. Bu yöntem insanları zaten bildiklerini sandıkları şeyleri yeniden araştırmaya yöneltmenin eşsiz bir yoludur. Ama yaptığı işin doğası, bozguncu ve yıkıcı bir etki yaratmasına yol açtı. Çünkü insanlara herşeyi sorgulamalarını öğretiyordu. Dolayısıyla iktidar ve yetke sahibi olanların da bilmediği şeylerin olduğunu gösteriyordu. Sonunda yetkililer gençleri baştan çıkardığı ve Atina'nın tanrılarına inanmadığı gerekçesiyle Sokrates'i tutukladılar. Yargılandı ve zehir içerek öldürülmesine karar verildi. Doğru olduğuna inandığı şeyi söylemekten vazgeçmektense yasaların elinde can vermeyi tercih etti. Onun duruşması ve ölümü felsefe tarihinin en esinleyici tragedyalarından biridir ========================================= Platon Seçkin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Çok sevdiği Sokrates'in ölüme mahkum edilmesi üzerine Atina'yı terketti. Sonra geri döndü ve "Akademi"yi kurdu. Akademi Hakkında Akademi üniversitelerin ilk örneğiydi. Burada temel konular geometri,aritmetik,astronomi idi. Akademinin bilimsel araçları ve kütüphanesi vardı. Amaç insanların zihinlerini eğitmekti. Kullanılan yöntem ise gözetim altında araştırmalar yapmaktı. Okulun en parlak öğrencisi 20 yıl boyunca burada çalışmış olan Aristoteles'ti. İdealar Kuramı Platon,mesela "at" sözcüğünün belli bir ata değil,bütün atlara ithafen olduğunu savunuyordu. Ona göre uzam ve zamanın dışında ideal bir at vardı.At ideası gerçek,tek bir at ise yalnızca görüntüydü. Platon görünüm ile gerçeklik arasındaki farkı betimlemek için "Mağara Benzetmesi"ni kullanıyordu. Mağara Benzetmesi Burada Platon insanlık durumuyla,özellikle insani bilgiyle ilgili görüşünü ve bunların bir bütün olarak gerçeklikle ilişkisini sembolik bir biçimde anlatır. "Güneş ışığının mağaraya sızmasını engelleyecek uzunlukta bir geçitle dış dünyaya bağlanan büyük bir mağara düşünün. Sadece kollarından ve bacaklarından değil,başlarını çevirip birbirlerini,hatta kendilerini bile göremeyecek biçimde boyunlarından da bağlanmış bir dizi mahkum,arkaları mağaranın gerisine dönük olarak karşılarındaki duvara bakıyor olsunlar. Bütün görebildikleri karşılarındaki duvardır. Ve bütün yaşamları boyunca bu durumda olsunlar hiçbirşey bilmesinler. Mağarada,arkalarında parlak bir ateş yanıyor olsun.Ateşle kendileri arasında bir adam boyu bir duvar bulunsun ve bunu da bilmesinler.Bu duvarın öteki yanında başlarının üzerinde birşeyler taşıyarak durmadan öteye beriye giden insanlar olsun.Bu nesnelerin gölgeleri,ateş sayesinde mahkumların baktıkları duvara düşer ve onları taşıyan insanların sesleri bu duvardan yansıyarak mahkumların kulaklarına gelir. **Şimdi diyor Platon,mahkumların bütün algılayabildiği ya da yaşantıladığı varlıklar,bu gölgeler ve yankılardır.Hal böyleyken, var olan bütün gerçekliğin bu gölgelerden ve yankılardan oluştuğunu varsayacaklardır; bütün konuşmaları,bu "gerçeklik" ve onunla ilgili deneyimleri üzerine olacaktır. Eğer mahkumlardan biri zincirlerinden kurtulabilirse, yarı karanlık bu tuzakta geçirdikleri ömür yüzünden her yanı öylesine tutulmuş olacaktır ki acemi hareketlerle kafasını çevirirken bile acı duyacak,ateş gözlerini kamaştıracaktır.Kafası allak bullak olacak ve yine gölgelerin bulunduğu duvara,anladığı tek gerçekliğe dönecektir.Sürünerek mağaradan tamamen ayrılıp aydınlık gün ışığına çıkarsa, sersemleyecek ve kör olacaktır; birşeyler görebilmesi ya da anlayabilmesi uzun zaman alacaktır.Ama sonra,yukarıdaki dünyada yaşamaya bir kere alıştığında,mağaraya dönecek olursa,yine bu kez karanlık yüzünden geçici kör olacaktır.Yaşadıklarıyla ilgili diğer mahkumlara anlattığı her şey,dillerinde yalnızca gölgeler ve yankılar bulunan bu insanlara anlaşılmaz gelecektir. Bu eğretilemeyi anlamanın yolu,biz insanları bedenlerine hapsolmuş,birbirimizin,hatta kendimizin bile gerçek benliğini fark edemeyen varlıklar olarak görmekten geçmektedir.Doğrudan yaşantıladığımız,gerçeklik değil,kafamızdaki şeylerdir."
__________________ O artık Forum Emeklisi... | |
| | |
| Reklam alanlarımız |
| | #2 | |
| 35-40 LvL
Üyelik Tarihi: Jun 2008 Yaş: 29
Mesajlar: 61
Tecrübe Puanı: 52 ![]() ![]() |
afşar timuçinin kitaplarını önerebiilirim
| |
| | |
![]() |
| Konuyu toplam 1 üye okuyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |